Makaleler

Okul Fobisi

OKUL REDDİ (OKUL KORKUSU)

Çocuklarda kuvvetli bir endişe nedeniyle okula gitmek istememe ve gitmeme durumu; okul fobisi ya da okul reddi  olarak adlandırılmaktadır. Okul fobisi; okulların açılma dönemi veya okul saatleri yaklaştığında; sıkıntı artışı, ağlama, sinirlilik,  uykusuzluk, baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık gibi yakınmalar ile kendini gösterir. Bu çocuklar genellikle evde rahat ve huzurluyken okulda aşırı kaygılı ve huzursuzdur. 

Okul fobisi okul hayatının herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Ancak belli yaş dönemlerinde ve geçiş noktalarında görülme sıklığı artar. Okula başlama yaşları olan 5-6 yaşlarında ve 11-12 yaşlarında daha sık görülmektedir.

Okulun ilk günlerinde görülen bu korkunun kaynağı genelde ayrılma kaygısıdır. Anne babadan ayrılma konusunda kaygı duyan çocuk, okula gittiği zaman anne babasına bir şey olacağından,onların başına bir şey geleceğinden korkar ve onları bir daha göremeyeceğini düşünür. 

Bununla  birlikte kaza,hastalık veya sağlık sorunları nedeniyle okula gidememe, çocuğa yakın aile üyelerinden birini hastalığı veya kaybı,anne baba arasındaki çatışmalar,kardeş doğumu, okulda öğretmen tarafından fiziksel veya duygusal örselenme, arkadaşları tarafından örselenme,çocuğun kapasitesinden yüksek beklentiler nedeniyle başarısızlık hissi yaşaması, okul değişikliği gibi yaşantılar okul reddini tetikleyebilir.

Okul Fobisi Olan Çocukların Ailelerine Öneriler:

Okullar açılmadan önce, okul tanıtılmalı, öğretmen ve okul arkadaşlarıyla tanışması sağlanmalıdır. 

Çocuğun, ilk günlerde önce bir saat, sonra yarım gün, daha sonra tam gün okulda anne baba olmadan kalması sağlanmalı, çocuk aşamalı şekilde anne baba olmadan okulda bırakılarak korkusunun azalmasına yardımcı olunmalıdır.

Çocuğun yaşadığı kaygı konusunda çocukla konuşulmalıdır. Kaygıları ile başa çıkma konusunda destek olunmalıdır. Okula başlayan tüm çocukların kaygı yaşayabileceği ve bu kaygısının okula devam ettikçe azalacağı vurgulanmalıdır.

Okula düzenli devam etmesi konusunda kararlı davranılmalıdır. İsteksiz davransa da okula gitmesini sağlanmalı ve eve gitme konusunda ısrarı olsa  okulda kalmasını sağlanmalıdır. 

Çocuğun yaşadığı kaygılar şiddetliyse, aile ve öğretmenlerin çabasına rağmen okul reddi devam ediyorsa geç kalınmadan çocuk psikiyatrisine başvurulmalıdır.

 

Uzm.Dr.Mehmet Çolak
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

Sınav Kaygısı İle Baş Etme Yolları

Sınav kaygısı; edinilen bilgilerin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.Sınav ve sınanma herkes için kaygı yaratan durumdur. Belli bir düzeye kadar kaygı yaşanması sanılanın aksine başarıyı olumlu yönde etkiler, kişiyi çalışma yönünde motive eder, dikkat ve konsantrasyon üzerine olumlu etkileri vardır. Ancak kaygı kişinin başarısını olumsuz yönde etkileyecek kadar arttığında  bir bozukluk olarak kabul edilir. 

Sınav kaygısının nedenleri

Sınava çok fazla anlam yüklenmesi kaygıyı arttıran önemli etkenlerdendir. Sınavın bilgi düzeyini değil de kişinin kendisini ve değerini ölçen bir araç olarak algılanması kaygıyı attırmaktadır.

Sınavda başarısız olunması durumunda oluşacak sonuçlar ve ailelerin vereceği tepkiler konusunda abartılı düşünceler kaygıyı arttırmaktadır. Başarısızlık durumu felaketleştirilmekte hatta dünyanın sonu gibi algılanabilmektedir.

Çocuğun veya ailenin mükemmeliyetçi beklentisi kaygı düzeyini yükseltir. Yüksek hedefler koymak ve yaptıklarının hatasız olması gerektiğine olan inanç çocuğu zorlayan etkenlerden biridir.

Sınav konusunda yeterince hazırlıklı olmamak sınav kaygısını arttırır. Kişinin kendisini hazır hissetmediği bir sınavla ilgili kaygı duyma olasılığı daha yüksektir.

Ailelerin kıyaslama, sürekli eleştirme gibi yanlış tutumları çocuğun kendisini yetersiz ve başarısız görmesine neden olmakta ve kaygısını arttırabilmektedir.

Sınav kaygısının belirtileri

Çok çalışılmasına karşın sınavlarda istenen başarı elde edilemez. Sınavlardan önce huzursuzluk, gerginlik, endişe,sıkıntı ve başarısızlık korkusu yaşanır. Ders çalışma sırasında odaklanamama ve dikkat dağınıklığı görülür. Kaygıların yoğunlaştığı dönemlerde mide bulantısı, kalp çarpıntısı, terleme, titreme ve karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Sınav sırasında genellikle bu şikayetler daha yoğun şekilde yaşanır. Başarısızlık korkusu nedeniyle ders çalışma ve sınava girme konusunda isteksizlik ve kaçınma görülebilir.

Sınav kaygısı ile baş etme yolları

Sınav kaygısını tetikleyen ve gerçekçi olmayan düşünce ve inançların alternatif ve gerçekçi düşünce ve inançlarla değiştirilmesi amaçlanmalıdır.  “Sınavda kesin başarısız olacağım”,”Sınavda başarısız olursam ailem tarafından sevilmem”  gibi gerçekçi olmayan düşünceler objektif şekilde değerlendirilip ”Yeterince çalışırsam başarabilirim” , “Başarısız olursam ailem üzülebilir ama beni sevmeye devam edeceklerdir”  şeklinde gerçekçi düşüncelerle değiştirilmesi kaygıyı azaltmada etkili olmaktadır.

Kaygının arttığı zamanlarda derin nefes alıp verme şeklinde nefes egzersizleri yapmak, gevşeme egzersizleri yapmak, dikkati başka yöne odaklama gibi teknikleri kullanmak rahatlama sağlayacaktır.

Zamanın etkili kullanılması çok önemlidir. Sınav hazırlığına erken başlamak, programlı şekilde çalışmak ve bilgi eksiğini kapatmak gerekir. Kişi kendisini sınava hazır hissettikçe kaygısı azalacaktır.

Ailelerin çocuklarına yüksek beklentiler yansıtmamaları çok önemlidir.  Çocuklarda kaygı yaratacak söylemlerden ve kıyaslamalardan kaçınılmalıdır. Aileler çocuğun sergilediği çabayı ve başarıyı takdir etmeli ve her koşulda çocuklarını sevecekleri ve değer verecekleri mesajını vermelidir.

Dr. Mehmet Çolak
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Eskişehir

Çocuklarda Bilgisayar ve İnternet Bağımlılığı

Bilgisayar ve internet hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bilgisayarlar, tabletler ve akıllı telefonlar ile her an her yerde internete ulaşmak mümkün. İnternet bilgiye ulaşımı ve iletişimi çok daha kolay hale getirdi. Alışverişten eğlenceye bir çok amaçla kullanılabiliyor. Sosyalleşmek için kullanılan en önemli araçlardan biri haline geldi. 

Bilgisayar ve internet kullanımı, getirdiği kolaylıklar ve sunduğu olanaklar ile birlikte uygun kullanılmadığında sorunlar yaratabilmektedir. İnternetin aşırı ve kontrolsüz kullanımı çocuk ve gençlerin okul başarışını, arkadaş ve aile ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyebilmekte ve bir bağımlılığa dönüşebilmektedir.

Uzun süre ekran karşısında zaman geçirmek çocuklarda dikkat ve konsantrasyon güçlüklerini arttırabilmektedir. Okulda ve ders çalışırken sürekli takip ettikleri oyun veya siteleri düşünmeye başlamakta ve ders başarıları düşmektedir.

Edindikleri sanal arkadaşlar, gerçek arkadaşlıklar kurma ihtiyaçlarını azaltmakta ve sosyalleşmeleri olumsuz etkilenmektedir.

Çocuk ve gençlerin özdenetimleri henüz gelişme döneminde olduğundan bilgisayar kullanımı konusunda kendilerine sınır koymakta zorlanır ve bilgisayarda çok fazla zaman geçirebilirler. Bu durumda çocuğun yaşına uygun şekilde süre sınırlaması getirmek  anne babalara düşer. 

Eğer çocuğunuz interneti aşırı ve uzun süre kullanıyor ve kullanma isteğinin önüne geçemiyorsa, internette olmadığı zamanlarda kendisini boşlukta hissediyor ve internetten ayrı kaldığı zamanlarda sinirlilik ve saldırganlık oluyorsa, internet kullanımından dolayı okul yaşantısı, ders başarısı ve arkadaş ilişkileri bozulduysa internet bağımlılığından söz edilebilir. 

Çocuğunuzun aşırı şekilde internet kullandığını yada  internet bağımlılığı olabileceğini düşünüyorsanız neler yapabilirsiniz?

Çocuğunuzla ilişkinizi geliştirin ve onunla daha fazla zaman geçirin. Sağlıklı bir ilişki kurmak ve kaliteli zaman geçirmek alabileceğiniz en iyi önlemlerden birisidir.

Çocuğunuza örnek olun. Ekran karşısında çok zaman geçiriyorsanız, verdiğiniz nasihatler etkili olmayabilir.

İlgi duyabileceği sosyal ve sportif etkinliklere yönlendirin. Bu şekilde boş zamanlarını daha sağlıklı şekilde değerlendirmesini sağlamış olursunuz. 

 Çocuğunuzun bilgisayarda geçirdiği süreyi izlemeniz önemlidir. Bilgisayarın çocuğun odasında değil oturma odası gibi evin ortak kullanım alanında olması bunu daha kolay yapabilmenizi sağlayacaktır.

Bilgisayar kullanımına mutlaka sınırlama getirin, süreleri belirlerken çocuk ve gençlerin görüşüne başvurmak ve kararları birlikte almak çocuğunuzun uyumunu arttıracaktır.

Belirlediğiniz sürelere uyum konusunda sorunlar yaşıyorsanız, süre veya içerik kısıtlama ile ilgili programlardan faydalanabilirsiniz.

 

Dr. Mehmet Çolak
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı
Eskişehir

Konuşma Gecikmesi ve Otizm

Konuşma gecikmesi çocukların yaşından beklenen sözel ifade becerisini gösterememesi olarak tanımlanabilir. Hiç konuşamama, yaşından beklenenden az sayıda kelime kullanma veya  cümle kuramama şeklinde görülebilir. Konuşma gecikmesini fark edebilmek için çocuklardaki konuşma gelişim basamaklarını bilmek gereklidir.

Normal konuşma gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterse de belli bir sırayı izler. Bebeklerde 2. aydan sonra başlayan agulama, 4-6. aylar arası “ba”ba” gibi hecelerden oluşan babıldama ile devam eder. Anlamlı olarak söylenen ilk kelimler genellikle 1. yaşta başlar ve 18 aya kadar kelime sayısı giderek artış gösterir. Çocuklar 2 yaşında basit iki kelimelik cümleler kurmaya başlar ve 50 kelime kullanabilir. 2-2,5 yaşları arasında iki üç kelimelik cümleler kurabilir. 3 yaşına geldiğinde üç beş kelimelik cümleler kurabilir ve konuşması büyük oranda başkaları tarafından anlaşılır.

Konuşma gecikmesi ile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği”, “erkek çocuklarında normal olduğu” gibi yanlış inanışlar söz konusudur. Bu inanışlar nedeniyle uzmanlara başvuru yapılmamakta ve önemli bazı bozuklukların anlaşılması gecikebilmektedir. Bilinenlerin aksine konuşma gecikmesi mutlaka uzman tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir durumdur.

Konuşma gecikmesinin çok farklı nedenleri olabilir. En sık görülen neden gelişimsel konuşma gecikmesidir. Ancak konuşma gecikmesi olan çocuklarda dikkat edilmesi gereken durumlardan biri “Otizm” belirtilerinin olup olmadığıdır. Otizm konuşma gecikmesinin önemli nedenlerinden biridir. 

Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalısınız; 

  • Göz teması yoksa veya kısıtlıysa 
  • Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa
  • Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa
  • Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa 
  • Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa
  • İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa
  • Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa 
  • Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa 
  • İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa
  • Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

Otizmin erken fark edilmesi ve tedaviye erken başlanması tedavi şansını arttırmaktadır. Konuşma gecikmesi olan çocuklar için “Büyüyünce konuşur” dememeli ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Dr.Mehmet Çolak
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Eskişehir

Çocuklarında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Olan Anne Babalara Öneriler

DEHB dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik(düşünmeden,ani hareket etme) alanlarında belirtilerle kendisini gösterir. Çocukların ders başarısını, okula uyumunu, sosyal yaşantısını, arkadaş ilişkilerini ve aile ilişkilerini önemli ölçüde  etkileyebilmektedir. Çocuğunuzda DEHB bozukluğu olması yaşından beklenenden daha fazla zorluklar yaşamanız anlamına gelebilir. Peki bunun için neler yapabilirsiniz;

Öncelikle çocuğun DEHB olduğunu kabul etmek ve bunun ne anlama geldiğini bilmek çok önemlidir. DEHB olan çocuklar, bazen dikkatlerini toplayabilseler de  bunu her zaman ve gerektiği kadar yapamazlar. Davranışlarını ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanırlar. Aşırı hareket edebilir, sizi dinlemekte zorlanabilir, planlama ve organizasyon ile ilgili sorunlar yaşabilirler. 

Bilinmesi gereken yaşanan sorunların çoğunun çocuk tarafından bilerek ve isteyerek yapılmadığıdır. Çocuğun bu davranışları bilerek sergilediğini düşünmek ailede öfkeye yol açabilir ve çocuğa olumsuz şekilde yansıyabilir. Yaşanan bu zorlukların çocuğun elinde olmadığını unutmayın.

DEHB olan çocuklar sürekli olumsuz geribildirimle karşılaşmaktadır. ”Dur”,”Otur”, “Yapma” “Olmadı”, “Ödevini yapmadın” gibi söylemleri defalarca duymaktadırlar. Bu olumsuz söylemler zamanla çocukların özgüvenini azaltmakta ve motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.  

Bu nedenle olumsuz geribildirimlerden ve eleştirmekten kaçınmak çok önemlidir. Çocuğun sadece yapamadıklarını değil yapabildiklerini de görmek, çabasını takdir etmek, olumlu davranışlarını pekiştirmek özgüvenini ve motivasyonunu arttıracaktır.

Planlama konusunda yaşadığı zorlukları azaltmak ve bu beceriyi kazanmasını sağlayabilmek için, gününü, haftasını birlikte planlayın ve mümkün olduğunca aktivitelerle doldurun.

Kurallara uyumunu arttırabilmek için, aşırı kural koymaktan kaçının, kurallarınız kesin ve anlaşılır olsun. Çocuğunuzla konuşurken dinlediğinden emin olun, göz teması kurun, dolaylı ve mecazi anlatımlardan kaçının. Sakin ve kararlı bir tutum sergileyin. Bu şekilde sağlıklı ve iyi bir iletişim kurabilirsiniz.

Bu sorunların kısa sürede düzelmeyebileceğinin farkında olarak sabırla ve karalılıkla bu tutumlarınızı sürdürün.

Dr Mehmet Çolak
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Eskişehir